Ulaşılamayan Başlangıçlar, Bitmeyen Sonlar…

1 ay önce yazıldı. Yazar:

Merhaba.

İlk yazım bu, kusurlarım için şimdiden affola.

Felsefeyi Mimar gözlüğü ile okumak, buradan ilintiler çıkarmaya çalışmak ve bunları sizlerle paylaşmak. Yazılarımın konusu genel olarak bu minvalde olacak.

Klasik…    Modern…   Postmodern…  Kavramlar yani. Her biri anıtsal bir Ginko ağacı gibi arkası dolu dolu dev kavramlar.

Her gün yenisi eklenen ve havada uçuşan onlarca kavramların, daha çok filozoflar tarafından ortaya atıldığı ve felsefe biliminin de  öncülük ettiği aşikar. Sonra bu kavramlar, Siyaset, Edebiyat, Güzel Sanatlar, Müzik ve Mimarlık gibi birçok farklı disiplinlerde kendine yer bulmakta.

Ne olmuş ?     Ne oluyor?     Ne olacak?

Triyalektik.  Bu tür felsefe yazılarını insan okudukça okuduğu yazıdan uzaklaşıp bir anda beyin loplarının arasında kayboluyor. Başı dönmeye başlıyor. En azından benim öyle.

Ne oluyor?

Özgürlükler, totaliter rejime baş kaldırışlar, gittikçe şiddetlenen bölünmeler ve sınırların kalkması. Artan şeffaflıklar ve biçimlerin erimesi.

Postmodernin açıklamasındaki bu terimleri okudukça aklıma Zaha Hadid in yumuşayan biçimleri, Ghery nin başkaldırışı, Foster in high-technic şeffaf cephelerinin sınırları kaldırıp birçok şehir ve ülkede olması geliyor .

Simgeler, Simülasyonlar, İmaj ve Algılar …

Jean Baudrillard ın Simularklar ve Simülasyonlarını okuduğunuzda , artık bu gerçekmi yoksa render mi dediğimiz görsellerle beraber sanallık ve gerçekliğin arasındaki incecik bir zar geliyor aklımıza.  Diğer  taraftan, Slovaj Zizek in kabuk ile arada kalan boşlukta buharlaşan fonksiyonlar, bunların dışarıya yansımaması Santiago Calatrava nın sanal formlarını getiriyor insanın aklına.

Marx ın “ Katı olan herşey buharlaşıyor” u kendi gibi Modernitede kalmayıp, Postmodernin de ötesine mi geçiyor ?

Üstdüzey bir mimarlığın, ortaya çıkarılan mekan üstünde sanki Sembolist bir resim gibi başkaları tarafından yorum yapılabilmesi, söyleminin tartışılabilir olmasının gerektiğini düşünüyorum.

Bu söylemin farklı boyutlarda şiddeti olabilir.  Mimara, geniş bir alan bırakan bir kültür Merkezi projesi ile, bir taraftan Yönetmelik Baskısı, diğer taraftan Yatırımcının ve Satışın beklentileri arasında ezilmiş şehir yamacındaki bir Konut sitesinin söylem şiddetleri farklı olabilir. Kesinlikle şiddetin hiç olmayacağını kabul etmiyorum. Bu sitenin Mantolama cephesinde direttiği renk ve bunun söylemini anlatmaya çabalayan bir Mimar olmalı mutlaka diye düşünüyorum.

Ne oluyordan konuştuk hep.

Ne olmuş ?

Tabi ki “ Ne oluyor ? “ u daha iyi anlamak için,  “ Ne olmuş ? “u bilmek gerekiyor ki, “ Ne olacak ? “ konusunda da ahkam kesebilesin.

“ Bill Bryson. Hemen Herşeyin Kısa Tarihi. “  Tavsiye edeceğim bu kitapta, Bryson, John McPhee den aldığı alıntıyla öylesine güzel tarif etmiş ki bu başlangıcın uzaklığını.

“Kollarınızı uzatabildiğiniz kadar iki yana doğru uzatın. İşte bu Yerkürenin Tarihidir. Tırnağınızın ucundaki o beyaz kısım ise, İnsanlık Tarihidir. Bir törpü ile, İnsanlık Tarihini yokedebilirsiniz.”

Koordinatlarınız kayboluyor değil mi?

Sığınmak için çatılan palmiye yapraklarının altı veya tabanı doldurulan mağara, sonuçta  mekan değil mi?  Mimarlığın başlangıcı sayılamaz mı peki bu mekanlar ?

Bence sayılamaz. Çünkü, Ayı Barınakları, Kuş ve Karınca yuvaları gibi, sonuçta bunlar da bir mekan oluşturuyorlar. Ama sıradan mekanlar.

Ulaşılamayan Başlangıçlar demiştim.

O yüzden benim ulaşabildiğim başlangıcım da, Sümerleri, Akadları, Antik Mısırı pas geçerekten  MÖ 600 lü yıllar,  Taş işçilğinin başladığı, yazılı kaynakların aktarılabilindiği Antik Yunan, Atina olacaktır. Doğa olayları, ancak Doğa yöntemleri ile çözümlenebilir diyen, Matematik ve Geometri gurusu ilk Batı filozofu Thales olacaktır. Tıpkı 2014 de kaybettiğimiz Ahmet Cevizci nin Felsefe Tarihini başlattığı gibi. (Ahmet Cevizci Felsefe Tarihi )

Felsefe de tıpkı mimarlık gibi, Zengin  ve ferah toplumlarda Barışın hüküm sürdüğü zamanlarda kalıbından dışarıya kabaran bir hamur gibidir. Ticareti ile zenginleşip, refaha kavuşan Antik Yunanda da, Felsefe filizlenerek  diğer bilimlerinde  önünü açmıştır.

Thales in yaşadığı yıllarda, Atina da refahın yanında, Demokrasi ile birlikte, Rasyonel ve bilimsel Düşünce toplumun genelinde yayılmaya başlamış, Mısır ve Babilden farklı olarak, sadece otorite ve üst yöneticilerin değil, neredeyse tüm katmanların hizmet alabildiği bir mimarinin de ilk adımları atılmıştı.

Gelişen taş işçiliği, takdir edilen ince ve naif oyma zanaatkarları, yukarıya çıktıkça incelen Sütunlar, sütunlar arasındaki Arşitravlar , İlk tarzların ve bunların Mimari Söylemlerinin oluşması. Thales gibi filozofların özgür bir ortamda , düşündüklerini rahatça ifade edebilmesi ile paralel Mimarlarında aynı özgürlüğe sahip olabilmesi.

Buradan başlar “ Ne olmuş ? “ işte ve devam edip gelir.

Ne olacak ?

Bilim kurgu romanlarında gibi, yemekler hap şekline dönüştüğünde , konutlardaki mutfağa ve yemek masasına ihtiyaç kalmayacak gibi basit bir indirgeme ile işin içinden çıkabilecekmiyiz?

Yoksa, kabul etmemizin zor olduğu bu öngörü ile mi ?

Öncelikle gelişen teknoloji, birçok yapım tekniğini arttıracak, kodlama ve yazılımın mimarinin tasarım boyutuna müdahelesi ise kaçınılmaz olacak.

Yani işlerimizi, robot mimarlara mı kaptıracağız ?

 

Postmodernlikle gelen sosyal değişimler,  ayrışan toplumlar, sınırların kalkması , bireysel özgürlüklerin artması, diğer taraftan Bilim ve Teknolojinin ivmesi gittikçe artan gelişimi, J. Storrs Hall, Nano Gelecek  ( Mehmet Doğan ın çevirisi ) kitabında belirttiği gibi ; Yazılım ve Kodlama nın neredeyse kendi kendini yenilemesi,  (otojenöz) hale gelmesi.

Dünyayı yöneten gizli güçler efsanesi, tüm gizemlerin ortadan kalkması,sekülerizmin ve teolojinin anlamsızlaştığı, dev puzzlenin eksik parçalarının azalması, bütünü görebilme ,şeffaflık, herkesin her türlü bilgiye ulaşabilmesi, hız, artan nüfus ve yaşam alanların azalması, buna bağlı olarak  bireylerin fiziksel alanlarının azalması ama sanal alanlarının devasa boyutlara gelmesi, bütün bunlar  Postmodernliği bir kaosla mı bitirir ?

Yoksa, hümanist bir ütopya, cennetle mi biter ?

Mimarlar nasıl etkilenecek peki bu gelişmelerden ?

Yakın gelecekte, özellikle kişisel barınma ve toplumun sosyal ihtiyaçlarını karşılamak için yapılacak zorunlu bina inşaat teknolojisi merkezi bir üretim alanında üretilip, gelişen lojistik avantajı ile prototip elemanların montajına dönüşecek, bu da zaman ve maliyet ekonomisi açısından ciddi avantajlar sağlıyacaktır. Bu tür binaların ihtiyaç programları, tüm dünyada aynı olacağı varsayımı ile, bunların tasarımlarının da yazılım ile yapılması kaçınılmaz olacaktır. Bu tasarımlarda fonksiyonellik ve maliyet unsurları estetiğin önüne geçecek, ekolojik şartlar, akıllı bina teknolojisi, geri dönüşüm ve sıfır enerjide son aşamalara gelinecek.

Mimarlar belki de sadece değişen şartlarda kodlama zincirlerini değiştirecekler, belki  bunu da Yazılım mühendisleri yapacaklar.

Bu tür binaların başlangıçta ekonomik ömürleri biçileceği için, renovasyon görmeden, yıkıcı yenileme ile de dönüşümleri, değişen şartlara uygun hale getirilerek tasarruf sağlanmış olacak.

Peki Modernizmin sonunu getiren “ az sıkıcıdır “ gettosu yaşanmaz mı?

Yaşansa bile ölçeği çok şiddetli hissedilmeyecek, insanlar balkonlarını kırmızıya boyama ihtiyacını duymayacak. Şu an daha çok oyun ağlarında görülen toplu iletişimlerin benzeri ağlar, her alanda artacak, bu da sanal dünyalarının ve iletişim kanalarının boyutları öyle bir ölçeğe taşıyacak ki, kimse azın sıkıcılığının farkına varamayacak.

Anıtsal ve prestij binaları, bu yazılım tasarımlarının dışında kalacak tabi ki.

Bu sembolist yapıların yine söylemleri olacaktır. Sıfır kotundan uzaklaştıkça algı boyutunun değişmesine mukabil, yakın gelecekte bize süprizler sunabilen dekonstrüktizmin post modern kavramlar içinde öne çıkacaktır.

Kalın sağlıcakla…

Kategori:
Kısa Kısa · Makale

Cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Mimari Medya