Türkiye’de ”Mimarlık Eğitimi Fakültesi” Neden Yok? [ özel ]

4 sene önce yazıldı. Yazar:

Gerçekten çok enteresan ve bence oldukça gerekli bir nokta vurgulanmış..Mimarlık eğitimi için gerekli akadamik yeterliliğin sağlanması bu eğitimi verebilmek için yeterli midir?.Mimarlık öğrencilerinin hocalardan dert yandığı , hatta zaman zaman yetersiz gördüğü , bir kaç yıl piyasa deneyiminden sonra sektörde tutunamayıp mimarlık fakültesinde ders veren hoca konuma geçildiği gibi konulara hepimiz aşinayız..Peki bu durumu nasıl değiştirebiliriz?.

Yukarıdaki soru oldukça derin ve bu derinliği biraz da olsun sığlaştıran / yorumlayan bir yazı olan aşağıdaki paragrafları lütfen sabırla okuyunuz..Star Gazetesi yazarı Bekir S. Gür ‘ün bir köşe yazısında geçen metinler mesleğin daha başarılı stratejiler üzerinde şekillendirilmesi için muhteşem öğütleri de barındırıyor.

Bahsettiğim metinlerin sahibi hak. ; Aygen Törüner, 27 yıl boyunca Kanada’da bir üniversitenin mimarlık fakültesinde, mimarlık tasarım ve mimari sunuş resimleri hocalığı yapmış bir isim.

“Eğitimciler her zaman eğitim fakültelerinde yetişmiyorlar. Ben, hem kendimden hem de tanıdığım mimarlardan ve hocalardan örnek vereceğim.

Rahmetli Mimar Behruz Çinici dünya çapında bir kişilik. Üniversite olmadan önce, Yıldız Teknik Okul mimarlık bölümünde davet üzerine hocalık yaptı. Sadece olağanüstü bir mimar olduğu için. Rahmetli üstad hocam Sedad Hakkı Eldem de asla bir eğitim fakültesi mezunu değildi. Ama elbette mimarlık eğitimi almıştı Almanya’da, üniversitede.

Hiç ama hiçbir mimarlık ve mühendislik fakültesinde (ne Türkiye’de ne de dünyanın başka bir ülkesinde) hocalar, yetiştikleri fakülteden yüksek lisanslı ve doktoralı olmaları dışında pedagojik formasyon almazlar. Ayrıca dünyada tek bir mimarlık eğitimi fakültesi yoktur.

Mimar olduktan sonra yüksek lisans ve doktora diplomaları onların doçent ve profesör olmalarına yeterlidir.

Benim durumum da budur.

Özellikle Amerika’da uygulanan bir yöntem de, özellikle fakülte başkanlığına ve zaman zaman da mimarlık ve mühendislik fakülte başkanlıklarına, ülkenin ya da dünyanın çok tanınmış ve mimar ve mühendislerinin (doktoralı olup olmadıklarına bakılmaksızın) davet edilmeleridir. Zira ünleri, yaratmış oldukları eserler birkaç doktoraya tekabül eder sayılmaktadır çünkü.”

Oysa Türkiye’deki üniversitelerde böyle bir uygulamaya izin yoktur!

Eğitim fakültelerinden başlayıp, Aygen Bey’in mektubu dolayısıyla, bizdeki akademik derecelerin kullanımına (daha doğrusu kötüye kullanımına) geldik. Türkiye’de doktora ve akademik unvanlar; üretim/eserlerin önüne geçmektedir. Daha doğrusu, Türkiye’deki yükseköğretim mevzuatında ve akademik dünyada unvanlar, gerçek üretim/eserlerin önüne geçmektedir. Yoksa gerçek dünyada, gerçek üretim/eserler, unvanların önündedir. İyi ki de öyledir ve öyle olmalıdır zaten!

Dolayısıyla, Türkiye’de üniversiteler sadece mimarlıkta değil hemen her alanda gerçek dünyadan kopmak istemiyorlarsa, kendini yenilemeli, unvan taassubunu bir tarafa bırakmalı, kıymetli eserler üretenlere daha fazla yer açmalıdır. Bu, doktoranın anlamsız olduğu anlamına gelmez. Bu, doktora dışında da yenilik ve üretim yapılabildiği anlamına gelir.

Kategori:
Haber · Makale

Cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Mimari Medya