Bir Toplumsal İfade Biçimi Olarak Mimarlık

3 sene önce yazıldı. Yazar:

   Toplumun toplumsal ifade biçimi ve karakterini yansıtan inançlar , yaşayış biçimleri ve ihtiyaçlar toplumun mimari öğelerine yansımalar yapar.Mimarlık kültürü tam da bu noktada kendini gösteren en önemli ifade biçimidir.Günümüzde pek çok ”mimari üretim” üretildiği toplumun karakterini ve yukarıda saydıklarımı hiçe sayarak ticari zihniyet ve emek hırsızlığı odaklı yapılmaktadır.

Kopya mimari projeler, yapıların çevreyi hiçe sayar tutumları ve globalleşen tasarımlar (ikonik yapılar) bir ülkenin kalkınmasına en ufak katkı sağlamazken , müteahhitleri daha fazla zengin etme çabasından da kurtulamıyor.

Zenginin daha fazla zenginleştiği , orta sınıfın yerinde saydığı ve fakirin daha fazla fakirleştiği / köleleştiği bir toplum düzeni oluşmaya başladı.

Bu noktada mesleki kontrollük hizmeti ve siyasi odaklara eleştiri gücü bakımından gayet başarılı olduğunu gördüğümüz Mimarlar Odası ülkemizde yarışmalar başta olmak üzere mimari gelişimin eleştirel yanlarında pek kendini gösterebilmiş değil..

  Mimarlarımızın toplumsal beklentilere cevap verebilmesi ve bir uygarlığın temellerinin sağlam atılmasında daha aktif rol alabilmesi için örgütlenmiş siyasetten uzak ve tutarlı kararları mimarları da dışlamadan verebilen bir Mimarlar Odasına ihtiyaç duyulmaktadır.

Ben şahsen bir mimar olarak ülkemizde artan kaotik durumların sebebini mimarlık ve uygarlık başlığında iki sınıfta incelenerek çözüm yoluna kavuşacağını düşünüyorum.

Üreten bir toplum, sadece tüketen bir toplumu tüketir..

Nev-i Şahsına Münhasır çalışmalara ihtiyacımız var..Sinanlara ihtiyacımız var yeniliklerini tüm dünyaya istemdışı kullandırabilen..Üreten bir beyin ve koordinasyonu yüksek herkesin kazandığı bir kontrol mekanizmasına ihtiyacımız var.Haksız rekabeti önleyebilecek her türlü girişime ihtiyacımız var..Bunları sözde değil özde icraate geçirebilecek kişilere ihtiyacımız ve eleştiriyi kaldırabilen yöneticilere ihtiyacımız var..

Bu genel değerlendirmeleri kısa bir sürecin değil de uzun bir sürecin patlaması ve bloglama hasreti ile yazdığımı belirtmek isterim.Mimarlık kültü toplumların vazgeçilmez sembolik değerlerinden olmalıdır.

Eğitim süreçleri içerisindeki siyasi kararların bilimsel gelişime negatif yönde katkı sağlayacağı tartışmaların artık son bulmasını , insanların özgürlüklerinin toplumsal tabuları çiğnemeyecek derecede ve en önemlisi başkalarının haklarını gaspetmeyecek kabiliyette olmasını arzuluyorum..

Güzel bir Türkiye arzuluyorum..Daha fazla Mimarlık kokan..

Harika bir makaleyi de yeri gelmişken sizlerle paylaşmak istedim.

Meslekte Bir Araştırma Alanı Olarak: TOPLUM VE MİMARLIK

Deniz İncedayı Prof. Dr., MSGSÜ Mimarlık Bölümü

 

  Mimarlığın sınırları, içeriği ve yöntemleri çok yönlü dinamiklere bağlı olarak hızlı bir değişim sergiliyor. Günümüzün iletişim olanakları, elektronik bilgi alışverişi, uzaktan eğitim ve tasarım, hareketlilik, akış hızı sadece mimarlığın kavramlarını değiştirmiyor kuşkusuz; yaşamda yeni kavramların gelişmesine ve tartışmaya açılmasına da neden oluyor. Meslek alanı, sınırlarını her geçen gün daha da genişleterek yeni değişimler, kırılma noktaları yaratıyor.

Değişimleri farklı alanlardan izlemek olanaklı: Eğitimdeki hareketlilik, uzaktan öğrenim (e-öğrenim) modelleri, ortak çalışma platformları, düşüncelerin daha geniş çerçevede paylaşılabilmesini sağlıyor. Etkileşim aracılığıyla hızla yayılan bilgi, birikimleri ve deneyimleri katlıyor. Uygulama alanında, çok kurumlu yapılanmalar, uluslararası işbirlikleri, e-proje olanakları tasarım dünyasında yakın geçmişte hayal bile edilemeyecek bir hızı ve iletişim gücünü sergiliyor. Değişim, kuramsal alanda da mesleğin yeni düşüncelere açılmasını, bilginin yaygınlaşmasını, dolayısıyla disiplinlerarası gelişmeleri tetikliyor. Farklı alanlardan deneyimler, gerek kendi içlerinde gerekse birbirleriyle ilişkili olarak sürekli etkileşim içinde yeni dinamikler üretiyor.

  Denilebilir ki, meslekte bugün sağlanan çok yönlü gelişmeler, çok sesli tartışma alanları oluşturmak durumundadır. Mimarlığın gündemine ağırlıklı başlıklar olarak gelen “erişilebilirlik”, “herkes için tasarım”, “çocuk ve mimarlık”, “sorumlu mimarlık”, “kamu hakları” vb. temalar, yeni yüzyılın başından bu yana giderek ağırlık kazanan düşünce alanlarını ve sorumlulukları vurguluyor. Bunun bir göstergesi olarak ulusal ve uluslararası platformlarda toplumla mimarlığın ilişkisini güçlendirmeye yönelen örgütlenmeleri, araştırma ve çalışmaları görebiliriz. Uluslararası Mimarlar Birliği’nin (UIA), “Herkes için Tasarım”, “Çocuk ve Mimarlık”, “Toplum ve Mimarlık”, “Sorumlu Mimarlık” vb. çalışma grubu başlıkları, Avrupa Konseyi’nin ve Avrupa Mimarlar Konseyi’nin (ACE) toplumsal sorumluluğu mimarlıkla buluşturma çabaları, Avrupa Mimarlık Politikaları Forumu (EFAP) gibi toplumla meslek arasındaki bağları güçlendirmeyi amaçlayan örgütlenmeler çalışma ağlarını genişletiyor, katılımı güçlendirmeyi, kaliteli yapılı çevre fikrinin geliştirilmesini hedefliyor.

  20. yüzyılın ikinci yarısından başlayarak meslekte toplum düşüncesi, sosyal ve kültürel boyut gündeme gelmiş, tartışılmaya başlanmıştır. Ancak günümüzün yaşam koşulları, ulus-aşırılaşan mekân, kimlik, aidiyet sorunları diğer taraftan birçok anlamda yoksullukla mimarlığın ilişkisini anımsatarak, kamu/insan hakları, sosyal ve kültürel değerler tartışmasını gündeme taşımakta, “yaşam kalitesi” kavramı toplumcu bir bakışla yeniden ele alınmaktadır.

  Değişimler karşısında çok yönlü bakış açılarının, değerlendirmelerin zorunluluğu ortadadır. Farklı disiplinler ile etkileşim ve bilgi akışının sağlanarak sentezlerin meslekte kavramsal ve yöntemsel açıdan desteklenmesi günümüzün başat bir araştırma alanı olmaktadır. Toplumsal değişimler, göç olgusu, etnik köken-mekân ilişkileri, küresel kent tartışmaları, üretim-tüketim biçimleri, insan-çevre ilişkileri vb. konular mimari/kentsel tasarım alanında çok yönlü yansımalara, irdelemelere açılmaktadır.

  Süreç, dikkatleri mimarlıkta ve kentsel tasarımda “kamu” ve “çevre” düşüncesinin gelişen ağırlığına ve içeriğine çekmektedir. 1960’lı yıllardan bu yana tartışılmakla birlikte, bugün öne çıkan ve yaşamın her alanında izlenebilen “eşitsizlik” karşısında mekânsal sorgulamalar, kabul edilebilirlik, güvenilirlik, somut ve soyut değerler ve toplum hakları vb. çerçevesinde gelişen tartışmalar, araştırmacıları “toplum ve mimarlık” ilişkisine yönlendirmektedir. Örneğin, bu bağlamda Bayındırlık ve İskân Bakanlığı Kentleşme Şurası programında ve çalışma gruplarında, kent ve mekân açısından toplumda kentlileşme bilincinin geliştirilmesine, kaynakların (maddi-manevi) doğru kullanımına, stratejik kararların önemine, mimarlığın toplum ile ilişkisindeki sorumluluğuna vurgu yapılmaktadır. Birçok kurumun ve uzmanın katılımıyla yürütülen çalışmalarda, kentsel mekâna, geleceğin sürdürülebilir kenti ve toplum yararı ilkeleri doğrultusunda bakabilmenin kentliler açısından kritik öneminin altı yeniden çizilmektedir. Nitekim, Sürdürülebilir Avrupa Kentleri için Leipzig Şartı belgesinde de aynı anlayışla, kent ile kentli ilişkisine kamu yararı ve doğal/kültürel varlıkların geliştirilerek geleceğe aktarılabilmesi paralelinde yaklaşılmaktadır. Belgelerde tanımlanan ilkelerin, katılımcı taraflarca yaşama geçirilebilmesi ise yalnızca konulara kullanıcılar/kentliler tarafından duyulacak ilgi ve sorumluluğun yanı sıra, bu konuda bilginin ve bilincin desteklenmesiyle olanaklıdır.

  Tüm dünya kentlerinde mekân ve çevre bağlamında yaşanan ortak sorunlar (kimlik, aidiyet, bir örnekleşme, göç, çevresel sorunlar, ticarileşme, özelleşme vb.) karşısındaki toplum-insan araştırması, tasarım sürecinde karmaşık ve çok katmanlı boyutlara ulaşmaktadır. Mimari, kentsel tasarım alanında sosyal yaratıcılık kavramı, kültürel boyut araştırması ve yerellik tartışmaları bu bağlamda zorunlu olarak mimarlığın toplum açılımını desteklemektedir. Diğer bir deyişle, mimari/kentsel tasarım ve yapılı çevre alanında toplum fikrinin yeniden üretilebilmesi, tasarımın etkin bir faktörü olarak değerlendirilmesi, bu bağlamda yeni yaklaşımların ve toplum ile ilişkisi güçlü bir mimarlık ve tasarım fikrinin desteklenmesi süreciyle karşı karşıyayız.

 Tasarımın salt fiziksel boyutlarıyla değerlendirilemeyeceği, yalnızca gözle görülen teknik ve/veya estetik konusu olmadığı; sosyal, kültürel, ekonomik, politik boyutlarıyla bir bütün oluşturduğu net olmakla birlikte, konuya gerek kuramsal, gerekse yöntemsel açılardan yeni bakışların, tüketici/kamu hakları çerçevesinde de yeni, çağdaş düşüncelerin getirilebilmesini amaçlıyor.

  Tasarımda çok yönlü çevresel/toplumsal duyarlılığı araştırırken, gündelik bilinçle yetinmek yerine, yetkin bilincin geliştirilmesi yönündeki çalışmaları desteklemek için yayının iletişim gücünden yararlanarak, mimarlıkta bu çağdaş yaklaşımın tartışmaya açılmasını hedefliyor. Mesleğin toplumla ve insanla kuracağı ilişkide yeni perspektifler ve düşünsel/kavramsal bağlamın vurgulanmasını toplumsal ve evrensel bir sorumluluk olarak gündeme getiriyor.

Kategori:
Makale

Cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Mimari Medya